Ling Chao ve babası, pazardan dönmektedir. Baba takılıp düşer. Kızı da onun yanına düşer. "Ne yapıyorsun?" der baba. "Düştün ve ben de yardım ediyorum," der kızı. Baba etrafına bakar: "Neyse ki kimse görmedi." Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm'ü ile Marianne Brooker’ın Eşikler'inin gücü, ölümü ve kaybı işlemelerinde değil, bu "yanına düşme" hâlini işaret etmelerinde sanki. Düştün ve ben de yardım ediyorum. Çocuk - ebeveyn ilişkisi dikey bir çizgi izliyor. Büyüyen ve büyüten ar
Geçenlerde soğuk desen soğuk değil, yağmur desen yağmur değil bir İstanbul havasında, İstanbulin Sohbetler’in ilkine gittik. Söyleşinin sonunda Banu Uçak sordu: “İstanbulin şeyler nedir sizce?” Şehir hatları vapurları, kediler, martılar, erguvanlar, çınarlar... Çıkışta arkadaşlarla ayaküstü lafladık. Bir bira içsek iyiydi ama saate baktım, zaman yok. Kendimi sokağa attım. Dar kaldırımlar. Şişhane’den metro, oradan Marmaray. Merdivenlerden çıkarken bir kadın telefonda “gerizek
“Bir el fenerinin ışığı küçük, altından bir kuş gibi adamın ayaklarını sıyırarak uçtu. Bu bir işaretmişçesine arkasından yedi sekiz fener daha ışıktan bir kase meydana getirip çukurun dibinde dolaşmaya başladı. Adam çukurun tepesindekilerden çıkan, yanan plastiğininkine benzer bir sıcaklığın altında eziliyordu. Karşı çıkmasına fırsat bırakmadan, bu çılgınlık ona da bulaşacak gibiydi.” Kumlarda böcek arayan adam, bir gece kalmak üzere girdiği evde, ev sahibinin sunduğu yemeği
"Kendimle nesneler arasına sözcükler koymaya ne kadar çalışsam da uygun olanları bulamadım; çünkü bulduğum sözcükler sert ve çatlaktı: Onları dile getirmek sayısız taşı dizmek gibi bir şeydi."