top of page

Atlılar

  • 15 Nis
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 13 May

“Söyle bana teyze. Bir yazarda olması gereken tek şey nedir?

“Söyleyeyim,” der hayal gücü. “Bir yazarda olması gereken tek şey taşak değil. Ne de çocuktan arınmış bir mekân […] Yazarda olması gereken tek şey bir kalem ve bir miktar da kâğıttır. Bu yeterli. Yeter ki, o kalemin ve kâğıt üzerinde yazdıklarının tek sorumlusunun yalnız ve yalnızca kendisinin olduğunu bilsin. Bir başka deyişle, özgür olduğunu bilsin. Tam özgür olmadığını. Hiçbir zaman tam özgür olmadığını. Belki çok kısmen. Belki yalnızca tek edimde, bu kurtarılmış an, yazan bir kadın olarak zihnin gölünde avlanırken. Ama burada sorumlu, burada özerk, burada özgür.”

Ursula K. Le Guin, “Balıkçı Kadının Kızı”, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Metis Yayınları


Ursula K. Le Guin, bu öyküde kadın yazınının sırrını açıklar: özgürlük arayışı ve o özgürlüğün hiçbir zaman tam olamayışı. Virginia Woolf'un balıkçı kadınını* düşünmemizi ister. Kadın oltasını suya bırakır. Hayal gücü derinliklere dalar, akıl yukarıda bekler. Bir an gelir misina gerilir ve hayal gücü “erkekleri şoke etmeyecek kadar yukarıda tutulmak” üzere karanlık suyun dibinden çekilip çıkarılır. Hiddet içindedir. Akıl “Elli yıl kadar beklememiz gerek,” der. Hayal gücü jüponunu, eteğini giyer. Bekler.


Kıyıda bir de çocuk vardır. Kumda oynar, çamurdan insan şekilleri yapar, onlarla hikayeler kurar. Sessizdir ama bazen bir şey sorar, sonra yeniden susar. Yazarın dikkati ikiye bölünmüştür. Bir ucu derinlikteki hayal gücüne, diğer ucu kıyıdaki çocuğa bağlıdır.
Aynı anda ikisine de.


Kendi dağınık yazı masamı ve kullandığım tüm geçici, emanet, ödünç masaları düşünürken, Ursula K. Le Guin’in gölün kıyısına topladığı yazarların yanına ben de Natalia Ginzburg’u çağırıyorum. Ginzburg, yazma işini anlattığı yazısına doğrudan “my vocation” (Il mio mestiere) adını veriyor. Tam nedir? İş, meslek, uğraş... Belki biraz risk alarak, bir tür “yazgı” da denilebilir buna; en azından Ginzburg’un kendi dünyası için. Ona göre yazmak, insanın “bildiğini bilmeyerek bildiği” bir şey; istemediğinde de geri dönecek, kaçtığında peşini bırakmayacak. Kurtarılmış bölgeler isteyecek ama oralara nadiren varılacak. Hep başka bir şeyin yanına ilişecek: çocukların uyku saatine, tencerelere, tavalara, erkeklerinkinden çok daha hızlı akan zamana. Hayattan ayrı bir masa başı faaliyeti olmayacak yani; evin ve günün içinden, doğrudan kadının bedeninden geçecek.


Şöyle diyor:

“Uzun zamandır hiçbir şey yazmadığım için, daha önce hiç yazmamış biri gibi yeniden yazmaya başladım; kelimeler yıkanmış ve tazelenmiş gibiydi. Öğleden sonraları, mahalleden bir kız çocuklarımı gezmeye çıkardığında açgözlü ve neşeli bir şekilde yazıyordum; harika bir sonbahardı ve her gün kendimi çok mutlu hissediyordum. Başkahramanım bir kadındı ama benden çok farklıydı. Artık bir erkek gibi yazmak istemiyordum, çünkü çocuk sahibi olmuştum ve salça hakkında pek çok şey bildiğimi düşünüyordum; bunları hikâyeye koymasam bile, onları biliyor olmam yazmama yardım ediyordu. Bana öyle geliyordu ki kadınlar, çocukları hakkında bir erkeğin asla bilemeyeceği şeyleri bilir. Hikâyeyi çok hızlı yazdım, sanki kaçıp gideceğinden korkuyormuşum gibi.”

Kaçıp gideceğinden korkuyormuşum gibi.


Bu hissi biliyorum. Uzun bir aradan sonra ilk öykümü, çocuğumu bir geceliğine anneme bıraktığımızda yatak tepesinde iki büklüm yazmıştım. Peşimden atlılar kovalıyordu. Tüm zamanım buydu ve bittiğinde bitmiş olacaktı. Tik tak tik tak ve hayat kaldığı yerden devam etti. “Gece biraz ağladı ama uyudu,” dedi annem. Sütü ise ağzına sürmemiş.


Öyküyü tamamladığım için mutluydum. Atlılardan kaçarak yazmıştım ve mecburen bir sonraki gelişlerini bekleyecektim.


Ressam Alice Neel, yetmişli yaşlarına kadar resim yapma hakkına sahip olduğunu hissedememiş; iki oğlu varmış ve yapması gereken çok şey. Hakkında bir iddia dolaşmış: Neel bir tabloyu bitirmeye çalışırken bebeğini yangın merdivenine bırakmışmış. Kadın, bir tarafta ihmalkâr, dalgın ve kayıp; diğer tarafta disiplinsiz, programsız, dağınık. Her durumda kusurlu.


Kadınlar nasıl yazar?

Gömlek dikiyormuş gibi, diyor Margaret Oliphant.


Kadınlar ne zaman yazar?

Ne zaman fırsat bulursam diyesim geliyor ama sözlerime biraz havailik katacağını düşündüğüm için demiyorum, diyor Kate Chopin.


Kadınlar nerede yazar?

Gölün kıyısında, diyor Ursula K. Le Guin. Herkesi oraya toplaması ve son soruyu bir çocuğa sordurması boşuna değil.

“Ben de seninle balık avlayabilir miyim şimdi?”

Gölün kıyısında.

Neredeyse özgür.

Asla tam olarak değil.

Ve her şeye rağmen daha çok.



Görseldeki resim: Tanja Ritterbex (self-portrait as a mother, 2002) Kitap: Mothering Myths: An ABC of Art Birth and Care


*Virginia Woolf, Kadınlar İçin Meslekler”, Benlik Üzerine Denemeler, Ayrıntı Yayınları, çev: Esra Çakıruylası

"Bu kızı düşün­ düğüm zaman benim gözümün önüne gelen resim, derin bir gölün kıyı­ sında oltası suya atılmış bekleyen, hayallere dalmış bir balıkçının resmidir. Kız hayal gücünü başıboş bırakmıştır ki dünyanın bilinçdışı varlığımızın derinliklerine batmış her bir kayasını, her bir çatlağını süpüre süpüre dolaşsın. Sonra olan olur, erkek yazarlardan çok daha yaygın şekilde kadın yazarların başına gelen bir tecrübedir bu. Olta, kızın par­makları arasından kayıverir... Hayal gücü sert bir şeye çarpmıştır. Kız düşünden uyanır... Erkekler, demiştir mantığı ona, şoka girerler... Ve artık yazamaz."


Ursula K. Le Guin, “Balıkçı Kadının Kızı”, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Metis Yayınları

Natalia Ginzburg, “My Vocation”, The Little Virtues, Arcade Publishing

Laurie Cluitmans, Heske ten Cate (der.), Mothering Myths: An ABC of Art, Birth and Care, Valiz


 
 
 

Yorumlar


©2018 by Günebakan. Proudly created with Wix.com

bottom of page