This Mess We're In

Dün akşam eve yürürken İstanbul’da sevdiğim şeylerin artık ne kadar geçmişte kaldığını düşündüm. Zaten bunu düşünmediğim çok nadir. Sanki yüz yaşındayım. Spotify da sağ olsun, yüz yıldır dinlemediğim şarkıları çaldı damardan. “City sunsets over me” dedi PJciğim buğulu buğulu. Şarkının sözlerini “şehir kafama kafama batırdı güneşi” diye çevirdim içimden. Nasıl nemrutum anlayın. Sonra kafamı kaldırdım, ağaçlar. İlla geçmişler binaları bir yerlerde. İlla gökyüzüyle yanak yanağa gelmişler. Sonra, bankta bir adam, elinde sigarası, caddeye bakıp gülüyor kendi kendine. Kendi kendine gülen insanları görünce hemen gülesim geliyor benim de. Akşam vakti dükkan önü telaşları. Eskimiş büzüşmüş incirler tezgahta. İncirleri geçince, birtakım sokaklar denize çıkabilir. Belki. Bunun ihtimali var. Bozuk kaldırımlar ve yol kenarlarında hanımelleri de yok değil. Beklenmedik şeyler, yok değil. PJciğimin sesi “this mess we’re in” diyor. Mess ne ya Türkçe, diyorum. İçimden yine, pek tabii içimden. Karmaşa desen değil. Karışıklık? Değil. Altüst. Evet. Bu altüstün içindeyiz. Yine de bir yerde, bir şekilde binaları geçmişiz. Geçmişizdir illa. Neyse ne. Şarkılar zamanda yolculuk arabaları. Biniyorum gidiyoruz, o zaman hiçbir şey geçmişte kalmıyor. İstanbul’la yanak yanağa geliyoruz.



Artwork: Jené Stephaniuk