Durduk Yere

Genelde Datça’dayken, ama orada da sürekli değil bazen bazen gelen ve ne yazık ki çok kısa süren bir boşluk hissim var. Boşluk derken, onca biriktirdiğim isimşehirunvan, numara, adres, plaka, imza, başarı ve güncel cv içeren tabelaların yokluğu olarak boşluk.


Geçen gün Instagramda profilim denen araziye yazdığım bir şeyleri sildim. Birtakım harfler ve sayılar. Uzaylılar gelse ne bunlar dese açıklayamam. Silsem ne silmesem ne gerçi. Zaten her şey “from meta”. Hani gözümüze gözümüze.


Hep bir şeyleri yakalamak, elde etmek, sahip olmak, rakipleri elemek filan gerekiyor ya. Bir şeyleri en önce yapmak, havada kapmak. Sanal dünyası ayrı öteki ayrı. Sınırları önden belirlenmiş “bir anı” vakit kaybetmeden yaşamalar, esnek çalışma saatleri ve sonralara dair dar, katı, köşeli hayaller.


Tanju Okan, koykoykoy’da arada bir yerde dayanamayıp gülüyor. İşte buraya onu koyalım. Heh. İşte boşluk dediğim de öyle. Ya bırak bu ayakları, diyor gülüyor ama omzuna da dokunuyor bir yandan, avutuyor seni. Canım benim.


Hababam yok olmamak için var olamaz be insan. Öyle durduk yere var olmak diye bir şey var. “Durduk yere” kısmı mühim. Orası bir nevi meyhane. O zaman meyhane bir ormandır da.


Neyse, işler karıştı. İyisi mi “koy, koy, koy, koy…”


#dunyaninmerkezibumeyhanedir



Fotoğraf: Masaaki Komori