Yumak

kafam nerede

kafam nerede

kafam nerede


Bazı akşamlar Rüzgar’a kitap okurken aynı anda bir sürü başka şey düşünürüm. Bazen oynadığımız oyunun en heyecanlı yerinde uzak bilinmez bir evrene yürürüm. Artık ulaşılmaz kendimi yeniden bulmanın haritasız yollarında gezinirim. Bir kadın vardır, bildiktanıdıkeski. Şimdi nerede, arar dururum. Sonra bir ses gelir, bir karga cama vurur, bir arabanın art arda kornası duyulur. Ya da hayalet ellerden omzuma yumuşak bir patpat. Şimdinin dünyasına düşüveririm. Hemen, hiç yadırgamadan, olduğum kişiye geri dönerim. Yeni, yabancı, yine de gerçek.


“Onları çok seviyordum ve onlara duyduğum sevginin benim ben olmamı engellediğini düşünüyordum,* diyor Leda. Gitmeyi evden bavullarla ayrılmak sananlar için Ledalar hep parmakla gösterilecek... Oysa biraz yakından bakınca -gerçekten dürüstçe bakınca- büyük sevgilerin içinde nice kendinden kopuşlar var. Anne olunca bir yanını (bir kendini) yitiriyorsun. Hayatın artık sadece senin hayatın olmuyor. Şeyler artık önce seninle ilgili değil. Bu bir yanıyla ne güzel. Bir yanıyla ne acı.


Ve nedense güzel hep uluorta. Acı hep sohbet dışı.


Kitap okurken, oyun oynarken, dışarıda el ele yürürken…

kafam nerede

kafam nerede

kafam nerede


Bak şimdi tüm hallerimle oradayım. Bak şimdi başka yerler, başka sorular, başka insanlardayım. Bazen yani, olduğum yerde hareketsiz durarak basbayağı gidiyorum, bavulsuz merdivensiz, arabasız. Kolay da değil. Orada koca bir fil, bir kaya, bir düğüm gibi duruyor suçluluk. Büyük göçlerin sahne arkası provası gibi. Karanlık yumak. “Beni yutacak mısın?” Kim kime diyor?


kafam nerede

kafam nerede

kafam nerede


Yumağı yutmaktansa bir an için durduğumda, durabilirsem... Mesela yani. Elini omzuma dokunduran biri gibi olur mu boşluk? Ve o zaman, küçük, küçücük bir an için meseleyi kavrar mıyım?


Gitmeden, geri gelemem.


“Kafam nerede

Kafam nerede

Kafam nerede…”**


.

.


*Elena Ferrante, Karanlık Kız, Everest yy. (Türkçesi: Eren Yücesan Cendey)


**Şarkıyı biliniz.