Savaşa Doğru

Bugünün ilk maili “Aposto!”dan: “Savaşa doğru” yazıyor. Tıklayıp tıklamamak, bütün mesele bu mu? Kendimi bildim bileli haberler zaten hep “savaşa doğru”. Tıklasam da tıklamasam da.


"O gün İstanbul Valiliği metrobüslerde metrolarda bomba uyarısı yayınlamıştı. Biz Bora’yla Moda’ya yürürken göz göze varmaktan çekinmiştik, ikimiz de aynı şeyi düşünmüştük. Bir şeylere kızgın, bir başka şeylere üzgündük. Bir adımımız olsun, ama bu adım birilerini geride bırakmasın istiyorduk.


Uzaktayken de uzakta olamıyorsun. Belki o zaman daha zor. Belki o zaman kaygılar daha yakın. Hindistan’ın içine kapalı bu küçük kasabasında Dwali kutlamaları daha yeni bitti. İnternetim kapandığında, tüm haberlere erişimim kapandığında bütün bunlar olmamış mı olacak?


Aklım yoldaki tabelalara takılıyor, tüm yazıları kontrolsüzce okuyorum, trafik ışıkları duruyor, arabalar duruyor, durmuyor, korna sesleri, insan solukları. Yaya çizgileri, asfalt, duvarda silik resimler. Zihnim daldan dala, hikayeden hikayeye salınıyor. Gözümün önünde kötü sahneler. Biri bitip de diğerine atlanan bir kabus treni gibi. Savaş hiç bitmiyor.


Biri ölünce hemen daha önceki ölüleri siper ediyorlar. "O zaman neredeydiniz?" Cesetlere bakarken ilk önce “bizden mi” diye mi soruyorlar? Haklarını savunuruz ama bakalım hakları savunulası insanlar mı bunlar? Haklarını savunuruz ama belki bundan yıllar sonra, savaş her şeyin üzerini örtmüşken. Diyecek bir şey kalmadığında yani, çok şeyler diyebiliriz. Bir de insan var, insan var. İnsan hakları her zaman bazı insanların hizmetindedir. Bunu bilir ve bildiğimizi kabul, beyan ve taahhüt ederiz.

İlkokuldayım. Televizyon ekranında savaş. Spiker kadın başını eğiyor. Annem televizyonun bir adım önünde, yüzü soluk, öylece duruyor. Gittikçe devleşen televizyonun karşısında iyi şeyler olmasını bekliyor. Aklımda annemi üzen kötü bir şeyler olarak kalan o anı, yıllar sonra Bosna'ya gittiğimde saklandığı yerden çıkacak. Şehrin duvarlarındaki çukurlara yerleşecek her şey.

Lisedeyim. Televizyonlarda yine savaş ışıkları. Fon müziğiyle verilen flaş flaş kesitler. Eli yumruk yüreğini dağlayan, bağıran bir kadın “Allah-u Ekber” diyor. Yıkılan, yakılan kentler. Çocuklara ne yaptılar?


Bir fotoğraf, yaşlı kadınlar önde, elleri yumruk. Bakışları uzak. Tutmak isteyen, bırakmak istemeyen eller. Sözle bir şey demiyorlar. Eller çok şey diyor. Yıl 2015, Ekim, 10, Ankara.

Artık acımadan, üzüntüden ve öfkeden öte bir şeyler olmalı içimde. Bu şiddete karşı, duygularımdan öte bir şeyler olmalı.

"Sorun kötülük mü?" diye soruyorum bir akşam. "Sorun kötülük değil, sorun kötülüğü duymamak." diyor arkadaşım.

Cehaletimi, suçluluğumu, hareketsizliğimi örtüversin bir çırpıda, tüm sorularıma en doğru cevapları versin istiyorum. İçimdeki öfkeleri açıklasın. Teker teker bütün iç organlarımın üzerine çökmüş bataklıklar gibi öfkeleri.

- Güneş neden bu kadar büyük?

- Onun dışında olduğunu sandığın için.

Savaş da öyle.


2015"

Fotoğraf: Rahul Jha