Korkusuz Kirpi

Mircea Eliade, Yoga - Ölümsüzlük ve Özgürlük kitabında, yoga duruşları (asana) için “belirgin bir biçimde insanlık halinin aşılmasına işaret eder,” diyor. Bunun, “bitkisel bir hale doğru gerilemeyi mi” yoksa “tanrısal arketipe doğru aşkınlığı mı” temsil ettiğini ise bir soru olarak bırakıyor. Daha sonraki bölümlerde de bu soruyu açıyor: Bitkisel halden anladığımız ne? Aşkınlıktan anladığımız ne?


Diyor ki, yoga çalışmalarıyla edinilen özellikler ile kişi “bitkiye benzer.” Ancak “bu benzeştirmede küçümseyici bir yargıdan eser yoktur… bitkisel varoluş hali bir yoksullaşmayı değil, tam tersine bir yaşam zenginleşmesini ifade eder. Purana mitolojisinde köksap ve lotus kozmik tezahürlerin simgeleri olarak kullanılmıştır….yaratılış, ilk sularda yüzen bir nilüferle simgelenir.”


Yoga, “bağlantı” demek ise, “kendi insanlığını aşmak” da, kendinden başka - kendi dışında görülenle, “ötekiyle” bağlantı kurmak olamaz mı? İnsan-merkezliliği, ben-merkezliliği yani, aşmak olamaz mı?


Bilge Karasu’nun en sevdiğim öykülerinden, Korkusuz Kirpiye Övgü’de anlatıcı, olayları kirpinin dünyasından kendi dünyasına geçe geçe, yer ve kimlik değiştire değiştire anlatır. “Sonra gene kendi yerime koydum kendimi”, der. “Gene kulak verdim kirpiliğime,” der. Farklı ihtimaller ve senaryolar üzerinden kirpiyi anlamaya çalıştığı her anda kirpiliğine döner. Sonra insanlığına geri gelir. Bir yerden sonra anlatıcı ve okur,