Köprüler

Köprülere bakar köprüleri göremeyiz. Tek tek taşları, anlamları, imaları görürüz. İdealleri, kavramları ve kalıpları. Habire onları görmekten yani, şeyleri şeylere bağlayan köprüleri, bir yerden bir yere geçiren köprüleri, taşıyan ve tutan köprüleri görmeyiz.


Bir zen hikayesi: Chao Chou adında, bir taş köprünün altında yaşayan bir keşiş var. Bir gün gezgin bir keşiş Chao Chou’ya, dalgacı bir tavırla sorar: “Meşhur taş köprü bu mu? Bu gerçek bir köprü değil, bunlar suyun üzerindeki basamak taşları sadece!" der.


"Sen taşları görüyorsun, köprüyü görmüyorsun." der Chao Chou.


Keşiş, "Köprü nedir?" diye sorar.


Chao Chou der ki "Üzerinden katırları geçirir, üzerinden atları geçirir."

 

Köprüleri görmek. Kimin kim olacağına, nasıl olacağına, nasıl görüneceğine, şeylerin ve olayların nasıl başlayıp nasıl biteceğine dair kalıpları değil. Kime yer olup kimin kovulacağına dair ön sıralardan yüksek rütbelerce alınan kararları değil de köprüleri.


Kendi görüşümüzün içi pek parlak ve yaldızlıdır. Pek kışkırtıcı ve kendinden emindir. Kendi görüşümüzün içi yalnızdır, sınırlıdır ve yanlıştır. Orada sıkışmaktansa, "diğer yakada" ne oluyor görmek işte. Köprüleri görmek yani.


"Sen olmayan her ne varsa görmek”diyor Michael Stone. "Dışlanmış, terk edilmiş, nefret edilmiş ne varsa... Kim senin kulübünde kim değil? Buddha, kimsenin istemediği kumaşlardan yaptı kıyafetlerini. Bu odada hiç kimsenin istemediği insanlar var. Hiç istemediğimiz cümleler, yerler, geçmiş deneyimler var. İçimde hiç istemediğim atlar, eşekler, katırlar var. Onlardan kıyafetler yapabilir miyiz? Köprünün kendisi olabilir miyiz?"



Fotoğraf: Leo Wieling