Leda

“The Lost Daughter” [Karanlık Kız]


Bu film beni yıktı geçti.


Leda’nın bakışları, annelik namına gizlenmiş, saklanmış, söylenmemiş şeyleri öyle bir ortaya koyuyor ki artık onlardan kaçamıyoruz. Görülmeyen bir kadını görmeye başlıyoruz ve dahası onu yakinen tanıdığımızı anlıyoruz.


“Böyle anne mi olur?” Tıpkı fimdeki karakterler gibi, izleyici de bunu diyebilir. Zaten konu, Ledalara herkesin peşinen bunu diyor olması. Ama neyse ki filmin kendisi onu bu yargıların şerrinden koruyor.


Anneliğin kutsal toprakları, en gerçek insanlık hallerini hasır altı etmiş durmuş.


Neymiş bu annelik? Kadının üzerine birden gökten inen bir kostüm mü? Yeni bir kimlik. Cenneti ayaklarının altına altına, tüm yükleri sırtına sırtına koyan bir meslek.


Neymiş bu annelik? Toplum tarafından düzenlenip sınırları belirlenen ve mütemadiyen denetlenen, gerektiğinde cezalandırılan bir “yapı”.


“Ben ‘unnatural’ bir anneyim diyor” Leda, Türkçe’ye çeviremedim. Doğal olarak annelerin içinden gelmesi beklenen ve zinhar akıllarından geçirmemeleri gereken şeyleri düşününce, “doğal anne” ne kadar gerçek?


Leda, evden uzakta, profesör Hardy’yleyken telefonda çocuklarıyla sevgi dolu bir şekilde konuşuyor. Kapatınca da “çocuklarımla telefonda konuşmayı sevmiyorum,” diyor gülerek. Adam da dik dik bakışlarıyla ve tek bir cümleyle susturuyor onu: “böyle söyleme”. O kınamayı görüyoruz, onu pek iyi tanıyoruz.


Bu film beni yıktı geçti. İzleyip de Leda için “böyle anne mi olur” diyenlere sözüm:


Aynı anda hem özgür olmayı özlemek ve bu yüzden deliler gibi suçluluk duymak, diye bir şey var. Çocuksuz harika hissetmek ve çocuklarını tarifsiz özlemek diye bir şey var. Bırakmak ve geri gelmek, diye bir şey var.


Böyle anne olur.


#thelostdaughter#karanlıkkız


Film hakkında geçenlerde Zeynep Erekli yazmıştı. “Mideye yumru ya da şapka iğnesi” diye tanımlamıştı. Tam da öyle.



Leda rolünde Olivia Colman ve Jessie Buckley