Yalnız Gezegen


Telefonum Rüzgar'ın türlü fotoğraflarıyla dolu. Farklı açılardan, farklı suratlarıyla dünyaya gülümseyen Rüzgar, dünyaya ağlayan Rüzgar, kadere haykıran, ufka dalan, şaşıran Rüzgar. Bir de ikimizin birlikte olduğu fotoğraflar var. Kafayı memeye gömüp emen bir bebek ile zamanötesi bir boşluğa dalıp gitmiş bir kadın. Hayranlık ve korku, mutluluk ve hüzün karışık duygularla bakmış ve orada kaybolmuş kalmış bir kadın.


"Annelik nasıl" diye sorduklarında ilk önce iki şey gelir aklıma: Rüzgar'ı ilk kez gördüğüm an yaşadığım gerçek şaşkınlık hali ve ikimizin fotoğraflarında saklanan o uzak yakın bakış. Bir kayboluş, bir keşfediş halinin bakışı.


Bu dünyada üç ayını tamamladı oğlum. Şimdiye dek öğrendiğim şekillerde bir alışmaktan çok başka, ezelden beri tanıdığım bir insanla her gün yeniden kavuşur, her gün ona yeniden alışır gibiyim.


Her gün sıkça dalıp gittiğim yerlerde ne köyler, ne kuşlar, ne yaşamlar var...