top of page

Küçük Erdemler

“Eğer Ferrante bir arkadaşsa, Ginzburg bir yol göstericidir” diyor Lara Feigel, The Guardian’daki yazısında. Kişisel gelişim kitaplarını ve iyi yaşam liderlerini geçiniz. İnsanlık dersleri için roman karakterleri… Ve bazen de yazarların masaları... Zamansız, adressiz, davetsiz bir kapı komşusu. Natalia Ginzburg, geç bulduğum için dizimi dövdüğüm; aman güç olmasın diyerek kapısını aşındırdığım yazarlardan biri oldu işte. The Little Virtues adıyla toplanan yazıları gerçek bir yol haritası. Aynı adlı yazısında çocuklara ne öğretebileceğimizi çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Sıkça kullandığı kelime “vocation”. Bu adla başla bir yazısı da var, kendi meselesini anlattığı: yazma meselesini. “Mesele” diyorum çünkü bu başa bela “vocation”kelimesini doğrudan karşılığı “iş, meslek, görev” olarak karşımıza çıksa da o daha çok yaşama sevinciyle bağlı bir “hayat amacı” anlamında kullanıyor. Sevinçler, amaçlar, meseleler…

Buyrun:


“…Bir hayat amacının doğuşu ve gelişimi, boşluk, boşluk ve sessizlik, boşluğun özgür sessizliğini gerektirir. Çocuklarımızla olan ilişkimiz canlı bir düşünce ve duygu alışverişi olmalı, ama aynı zamanda derin sessizlik alanlarını da içermeli: samimi bir ilişki olmalı ancak onların mahremiyetine şiddetle girmemeli; sessizlik ve kelimeler arasında adil bir denge olmalı. Çocuklarımız için önemli olmalıyız ama çok da önemli değil; bizi biraz sevmeliler, ama çok fazla da değil - böylece bizimle aynı olmaya, bizi ve takip ettiğimiz amacı kopyalamaya, hayatları boyunca seçtikleri arkadaşlarda bizim benzerliğimizi aramaya kalkmazlar. Onlarla dostane bir ilişki içinde olmalıyız, ama çok fazla dostane olmamalıyız; aksi takdirde, bizimle paylaşmadıkları şeyleri tartışabilecek gerçek arkadaşlara sahip olmaları zor olacaktır. Arkadaş arayışlarının, aşk hayatlarının, inanç hayatlarının, meslek arayışlarının sessizlik ve gölgelerle çevrili olması gerekir, böylece bizden ayrı olarak gelişebilirler. Ama sonra denilecek ki, çocuklarımızla olan yakınlığımız çok azaldı. Ama onlarla ilişkilerimizde tüm bu şeyler özet halinde yer almalıdır; onlar için basit bir çıkış noktası olmalı, onlara sıçrama tahtasını sunmalıyız… … Ve eğer bizim de bir meselemiz varsa, eğer ona ihanet etmediysek, yıllar boyunca onu sevmeye ve tutkuyla hizmet etmeye devam ettiysek, çocuklarımıza olan sevgimizde sahiplenme duygusunu tamamen uzak tutabiliriz. Ancak diğer yandan, bir meselemiz yoksa, ya da onu terk ettiysek veya ona ihanet ettiysek, yaşam korkusu ya da yanlış ebeveyn sevgisi ya da içimizde var olan küçük bir erdem nedeniyle, çocuklarımıza bir gemi kazazedesi gibi sarılırız; onlardan bize verdiğimiz her şeyi geri vermelerini, tamamen ve kaçınılmaz olarak olmalarını istediğimiz kişi olmalarını, hayatta kaçırdığımız her şeyi elde etmelerini isteriz; onlardan ancak kendi hayat amacımızın verebileceği şeyleri talep ederiz; onları tamamen bizim yaratımımız olarak görmek isteriz, bir kez yarattıktan sonra onları tüm hayatları boyunca yaratmaya devam edebilirmişiz gibi. Onları tamamen bizim yaratımımız olarak görmek isteriz, sanki insanlarla değil de ruhsal ürünlerle uğraşıyormuşuz gibi. Ancak bir amacımız varsa, ona ihanet etmediysek, o zaman onların sessizlik ve gölgelerle çevrili olarak bizden uzakta ve huzur içinde gelişmelerine izin verebiliriz, çünkü bir amacın, bir varoluşun gelişimi bunu gerektirir. Belki de onlara arayışlarında bir tür yardım etme şansımız budur - kendimizin de bir meselemiz olması, onu bilmemiz ve sevmemiz ve ona tutkuyla hizmet etmemiz; çünkü yaşam sevgisi, yaşam sevgisini doğurur.”


Natalia Ginzburg, The Little Virtues (Daunt Books)






Comments


bottom of page