İpler

Yıllar önce Özgecan’ın ardından yazmışım. Bugün yazmışım gibi.


“Sen duymasan da, aldırmasan da, sen bilmesen de bilen biri vardır. Kafanın, vicdanının, karnının içindedir. Sen bilmesen de yani, yürürken yolunu değiştirmeni söyleyen ses bilir. Arkadan gelen ayak sesine kesilen kulakların, kapının kilidini defalarca çeviren ellerin bilir. Sıktığın yumrukların, birbirine çarpan dişlerin, karnının içindeki daimi yumru bilir. Her dem tetikte yaşamayı kanıksamış olmaktan duyduğun öfke, hissettiğin utanç bilir.


Çünkü toplumların tavanlarından binlerce ip sarkar. Geniş ya da dar, yüksek güvenlikli ya da tekinsiz, aydınlık, karanlık, tenha ve kalabalık tüm cadde ve sokaklar arasında sarkan ipler. Her seferinde çeşitli hakemler huzurunda saklanıp biriktirilen sırlardır onlar. Toplumlar tarafından bilinen ama söylenmeyen, söylenen ama konuşulmayan, konuşulan ama kayıtlara geçirilmeyen cinayetlerdir. Sarkan milyonlarca ip. Milyonlarca kez aynı yerden, özgürlüğünden öldürülen kadınlar.


Tüm dünya tarafından tanınan bir suçluyu saklar gibi, tedirgin ve sessiz yaşamaya devam ederiz. "Neyin var?” Hiç."