İkinci Defter

Birkaç gün önce çektiğim fotoğraflara bakarken çiftliğe ilk geldiğim seneyi, manzaraya ilk baktığım anı hatırladım. Zihin gücü budur bence, hatırlamaktır.


2008 haziranına gidiyoruz.


Kendimi Fethiye'de buldum. Çocukluğumun bütün tatillerinin geçtiği yerde. Ölenlerin hayatta olduğu.


Düşündüğüm an kafamın içinde çocuklarla dolu kocaman bir sokak canlanır. Yol hep 12 saat sürer. Dizlerimi ön koltuğa yaslarım. Başımı cama. Şehre yaklaşan yollarda heyecanlanırım. Yazgülü yanımdadır. Zeytin ağaçları, eve varan uzun sokak, pencelerinde tanıdık yüzler, hepsi oradadır. Teker teker herkesi hatırlarım, arkadaşlarım evlerinin önünde dururken belirirler hafızamda. Birer rüya insanıymış gibi, ama epey gerçek. Güllerin, kızarmış ekmeğin, denizin kokusunu alırım.


O yaz öyle olmadı. Otobüs beni, Fethiye’nin bilmediğim bir vadisine attı.


Yol, 12 saatten uzun sürdü. Aynı dağların eteklerinden, aynı seralarından etrafından geçtik. İçim sıkışık, uyumuşum. Terminalde bir adam, otobüsten inen karısını almaya geldi, gideceğim yer tam da yollarının üstüymüş, onlar da yıllar önce buraya yerleşmişlermiş. Süper Dinlen marketin önünde indim. Bu kadar tanışık olduğum bir şehirde hiç tanımadığım insanların arasına neden geldim? Sormak kolay da insan yaşamadığı anları, yaşanan anılara tercih edemiyor ki.


Çiftliğe geldiğim ilk gün. Defterin karanlıkta ancak görebildiğim yerlerine irili ufaklı harflerle yazmışım: "Örümcek, ördüğü ağ üzerinde yürüyor. Bense onun boşlukta salındığını sanıyorum."

.

.


Bende yazılar bazı defterlerin iç kapağına kadar doludur. Karınca duası gibi. Bazılarının ise son sayfaları bomboştur, 5, 10, 20 sayfa bile belki. O sayfaları yaşanmış sayıp apar topar yeni defterin ilk sayfasını açmışımdır.


Defterler yeniden başlamanın kısayollarıdır. Yeniden başlamışımdır.