Hep Gerçeği Söylüyor

Kadıköy’e 11 yıl önce transfer oldum. Moda’ya gelir gelmez o sakinlik, telaşsızlık beni cezbetti. Kısa sürede tanıdık, küçük, sınırlı bir alanın içinde sarmalandığımı hissettim.


Sonra buluşmalar, toplaşmalar da Kadıköy’de yapılmaya başlandı. Beyoğlu’na adım atmaz oldum. O zamanlar Melike ısrarla İstiklal Caddesi’nin köşelerini dolanıyor, eskiden beri yaptığı şeyleri kendi mekanlarında yapmaya devam etmenin ne kadar hayati olduğunu anlatıyordu. Ben yeni mekanımdan memnundum.


Geçen hafta, kim bilir kaç zaman sonra Beyoğlu’na gittim. Şişhane’den yukarı Tünel’e çıktım. Her yerde değişik renk ve üniformalarda polisler, sokak başlarını tutan tomalar... Köşedeki tekel, kardeşler, bizim okulun sokağı, Türk-Alman Kitabevi, Lebon. Melike haklıydı, insan mekanlara dair ritüelleri devam ettirmeliydi. Ancak böyle polis bariyerlerinin arkasını görebilirdik, manzarayı, denizi ve iyi şeyleri.


Galatasaray Hamamı’nın oraya yürüdüm. En son Meriçlerle oturduğumuz masalara baktım, hepsi boş. Sadece sokaklar, kafeler değil boş olan. Kaç arkadaşım kaldı göçmeyen?