"En son ne zaman özgürce koşmuştum?"*

Bora’ya anlatınca, yani sözle söyleyince öyle saçma geldi ki. Bisikleti otoparktaki bisiklet odasına koyacaktım. Odanın kapısını anahtarla açtım, sonra anahtarı orada bırakmakta tereddüt ettim, anahtarı da yanıma alıp içeri girdim ve hızlıca bisikleti koyup otoparktan çıktım. Biri arkamdan gelir de kapıyı üstüme kitler. Biri arkamdan gelir içeri girer kapıyı da içerden kitler. Söyleyince dünyanın en saçma şeyi ama ne yapayım, var.

Bu korku, karanlık, basık ya da tenha ortamlarda bir ortak insanlık tepkisi mi sahi. Yok yok, Bora’nın yüzündeki şaşkın ifadeyi gördüm. Bu olsa olsa bir kadınlık tepkisi.

Hem daha birkaç ay önce, annem Rüzgar’la yürüdükleri sahil yolunda tenha bir aralığa girdiklerinde tereddüt etmişti. Karşılarına bir genç erkek çıkmıştı, elinde bir kitap. Kötülük kitap ve gençlik dinlemez, bunu kadınlar iyi bilir. Annem kafasında çeşitli senaryolar kuradursun adam huzursuz olup topuklamıştı.

Bir ankette - Hande (Sakarya) paylaşmıştı- kadınların çoğunluğu, bir gün için dünyada erkekler olmasa “dışarıda yalnız yürüyeceklerini” söylemişler. Kanıksadığımız şeyin korkunçluğu... Dünyanın en çiğ gerilim filmlerine konu olacak durumları günlük olarak yaşıyoruz. Yıllar önce Hindistan’dayken, Avrupalı kadın arkadaşlarım, kendilerine laf atan, dik dik bakan adamlardan panik olduklarında, istemsiz bir şekilde içimden “oho” demiştim. “Bizim gardımız sağlam”. Tek kaşımı kaldırıp göğsümü kabartmıştım, bunca yıl boşuna mı her sokağa çıktığımızda yere bakmak zorunda hissetmiştik yani.