“Denize Giren Bir Kadının Serüveni”

“Kendini tüm çıplaklığınla ortaya koyma dayatması”. Dilden dile dolaşan bir “kırılganlık” baskısı. Tatlı bir övgü olarak başlayan sonra çığ gibi büyüyüp bir talimata dönüşen hani. Kendi kendine güçlenmenin yolu kendi kendine kırılmakmış gibi. Herkes tek tabancayken kim güçlü?


Calvino’nun “Denize Giren Bir Kadının Serüveni” öyküsü, bir “kırılganlık” öyküsü olarak da okunabilir. Öykü, Isotta Barbarino’nun, açıklarda yüzerken, “çaresi olmayan bir olayın gerçekleştiğini” görmesiyle başlar. Isotta mayosunun altını suda kaybetmiştir. Artık denizin içinde yarı çıplaktır. Orada, suyun altında kendi bedeni ile baş başa kalır ve her hareketinde “bu saldırgan çıplak beden peşinden gelir”. Kıyıya dönmek, kurtarılmak, görülmek ister ve aynı anda bundan ölesiye korkar. İnsanlar yanından yüzerler, geçerler. Isotta, kimseden yardım isteyemez.


Hatta bir sefer, “…denizin orta yerinde tek başına duran ve suda kim bilir neye bakan adamı” görmesi suda tek başına kalmayı yeğlemesine yeter. “Geri dönme isteği, görülme korkusunun, şamandıranın arkasına gizlenme isteğinin içine” saklanıverir.


Kalabalık plajın içinde, insanların arasında, denizin ortasında yapayalnız. Çıplaklıkla birlikte gelen kim? Dayanışmanın, yakınlığın, bağlantının yokluğu.


Kendi kendimize düşüp kalktığımız kırılıp toparlandığımız parçalara ayrılıp birleştiğimiz bir deniz yok.

.

.


Hikayenin sonunda, Isotta umutsuzluk ve korku içinde suyun yüzeyinde durmaya çalışırken bir motor ona doğru yaklaşır. Motordaki çocuk “bir bayrak” sallandırıyordur. Turuncu yeşil bir etekliktir bu! Motordaki adam tekneye çıkması için bir elini Isotta’ya uzatır, öbür eliyle gözlerini kapatır. Üçü hiç konuşmazlar. Isotta etekliği giyerken “düşünceleri, soğuğu, korkuyu” unutmuştur artık. “Karadan bakanlar hiç kuşkusuz bu üç kişinin her akşam olduğu gibi balıktan dönen küçük bir aile olduğunu” sanacaklardır.


*Zor Sevdalar, Italo Calvino (Türkçesi: Rekin Teksoy (Can yy.))




Görsel: Ehimetalor Akhere Unuabona